HAYAT İMAN ve CİHAD

Tanım

www.maverayapi.com


Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım

Efendim Size Gözyaşı Getirdim...

EFENDİM SİZE GÖZYAŞI GETİRDİM

 

            Sarraf Nizamettin Mervi, kaderin bütün cilvelerine tanık olmuş ve zamanın

Her bir kusurunu görmüş yetmiş yıllık ömrünü bir tek sözcükle özetlerdi: Şükür.

Şükür ki; yerel beyinlerin iktidar hırsının tam üç kere yerle bir ettiği, tarihin salıncağında tam üç kere sallanıp sonra yeniden doğrulmasını bilen şu İsfahan Çarşısı’ nda, ekmeği ile hayatı arasında ki ibrişim bağı koparmadan bu günlere

Varmıştı. Bu günler, doğrulurken eklemlerinin sızladığı, güneşin ölü hücrelerine

Söz geçiremediği, ölümün aralık kapısı önündeki dünya günleriydi. ‘Ben’ diye geçirdi

İçinden; ‘ Ben şehrin üç büyük yıkımını üç güzel bayram ile kutladım.’ Garip bir

Şekilde İsfahan ı yerle bir eden o korkunç ölüm kalım günlerinin her biri, Mervi’ nin karısını hamileyken yakalamış ve şehir kendisini onarmaya çalışırken birer kız çocuğu doğurmuştu. Büyük kızının ergenliği, Mervi’ nin bütün tutkularının körelmeye yüz tuttuğu, doğululara özgü bilgeliğin simasına yerleşmeye başladığı bir zamana denk gelmişti. Daha dünürler onun dilini yoklamadan, o her üç kızını da dizinin dibine oturtmuş, onlara şöyle demişti: ‘‘Yakında bu kapı sizin için çalınacak. Yazgınızın benden sonraki günlerini siz seçin. Oturduğunuz perdenin arkasından bütün taliplerinize şunu sorun : ‘Bana Ne Getirdin?’  Bu soruda, sizin düşleriniz ve gelenin düş gücü saklıdır…’’

            Büyük kız babasının bilgelik yerleşmeye başlayan simasına tutkundu. Kendisi için, konağın çift kanatlı kapısı her aralandığında ve perdenin öte yüzüne bir ademoğlu her oturduğunda, verilen cevaplarda yalnızca bu bilge yüzün izlerini aradı. Olmadık vaatler işitti vurgunluğunun esiri olmuş yabancılardan. Söylenmiş onca cümle arasından bir tekine tutundu, bir tek cümlenin gözünü arkada bırakmayacağına karar kıldı: ‘‘ Size bir bilgenin göz nurundan beslenmiş bir divit getirdim efendim.’’

            Ortanca kızın tutkunluğu babasının mesleğineydi. Erkeklerin asla çözemediği kadın ile altın arasında ki büyülü ilişkiyi iyi bilirdi babası. Ve derdi ki ortanca kız, ‘‘yokluğun yonttuğu bir bedene, altının ağırlaştırdığı bir hayat sığmaz.’’ Perdenin arkasından cevaplarını işittiği pek çok gürbüz delikanlının arasından, birinin söyledikleri içindeki ikircikliliği siliverdi: ‘‘Size aldığınız her nefesi bir dinarla ödüllendirecek bir hazine getirdim…’’

            Küçük kız babasının kalbine tutkundu ve biliyordu ki, kalbin yumuşak kalbin yumuşak şiltesi önyargının ağırlığını kaldırmaz. Bu yüzden kendi hakikatini arayan ve Simurg’ a varmak için yollara düşen saf kuşlar gibi oturdu perdenin arkasına . Bu oturuş öyle uzun sürdü ki; bütün kent onu konuşur oldu. Merak, taliplileri; talipliler, cümleleri çoğalttılar. Her cümle, onun içinde zaten parça parça varolan kristalinin bir dilimini parlatıyor; gelin görün ki, bu parçaları bütünleştirecek tek bir cümleyi söyleyen çıkmıyordu. Günler ve aylar geçti böylelikle. Böylelikle küçük kız; hayatın, ölümün, zamanın ve mevsimlerin hallerini öğrendi. Büyümemiş çocukları, hiç çocuk olmamış büyükleri, işlenmemiş zalimlikleri, gösterilmemiş şefkatleri belledi. Belledi ki; İnsan çok yaşam bir muammadır…

            Sarraf Nizamettin Mervi, bütün bir ömrü boyunca dilinden düşürmediği ‘‘şükür’’ kelimesini neredeyse unutmuştu. Bekleyenler içerisinde en sabırsız olanı oydu. Sanki şimdiye kadar hiç yaşamamış, hiçbir şey görmemiş, hiçbir şey duymamıştı da, neyi bilecekse küçük kızının kalbini çözecek sözcükleri duyunca bilecekti. Güneşin, İsfahan Meydanı’nda ki büyük caminin minarelerinin gölgelerini uzattığı bir yaz ikindisinde, daracık taş sokaklar boyunca hızla kulaktan kulağa ulanan bir cümle ulaştı çarşıya. Ulaştı ve sarraf Nizamettin’ in ‘‘Şükür’’ e hasret dilini rahatlattı.

            Öyle yalın, öyle basitti ki söylenen söz, herkesi şaşırttı. Zarifliği bir leylağın büklümlerini anımsatan küçük kızın, yazgısını teslim ettiği sözcük şuydu:

            ‘‘ Efendim Size Gözyaşı getirdim…’’    

 

                                                                                              Ali AYÇİL


Tarih: 09:55, 6/7/2006
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı


Tarih: 11:15, 16/6/2006
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı


Tarih: 10:15, 16/6/2006
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı


Tarih: 11:52, 13/6/2006
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı


Tarih: 18:31, 2/6/2006
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->